There are no translations available.

Biz önceleri onu bidül olarak tanıdık. Henüz Boğaziçi Üniversitesi bölümü yeni kurmuştu. Koskoca Türkiye'deki taşınır ve sabit kabinlerin sayısı iki elin parmakları kadardı, kimseler bizim ne iş yaptığımız bilmiyordu. Aslında biz öğrenciler bile mezun olduğumuzda tam olarak ne yapacağımızı anneye babaya konuya komşuya filan pek anlatamıyorduk. Henüz Saddam'ın Irak'ı Kuveyt'e saldırmamıştı ve kimse televizyondan çeviri duymamıştı. Hatta galiba o sıralarda bir bilgisayar bir koca binaya ancak sığıyor ve bir iphone'un yapabileceklerini rüyasında bile göremiyordu.
Neyse, antik çağlardaydık, darbenin izlerini yaşıyorduk hem de hepimiz genç ve heyecanlıydık ki bir valiz hayatımızı değiştirdi. Biz simültane çeviriyi o valizin içinden çıkan mikrofon ve kulaklıklardan faydalanarak öğrendik. Hasan Akbelen, Zeynep Bekdik ve Belgin Dölay bizi bu dünyaya ellerinde taşıdıkları ve kâh Hasan Bey'in Gümüşsuyu'ndaki ofisinde kâh BÜ'deki bir sınıfta kullandırdıkları o cihazlarla tanıştırdılar.
Zamanla dünya değişti, bizler büyüdük hatta yaşlandık, çeviri dünyası gelişti, okullar laboratuarlar kurdu. Ama benim yoluma daima bir bidül veya infoport çıktı. Bazı meslektaşlarımızın ihtiyat ve zaman zaman korkuyla yaklaştıkları bu cihazla ilgili önyargıları aşmamız gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki kabin kadar rahat ve izole bir ortam sağlamıyor infoport ama kabin kurulması mümkün olmayan durumlarda gerçek bir cankurtaran görevi görebilir.
Yakın bir süre önce Seha Karadeniz ile birlikte gittiğimiz bir ABD kökenli bir işverenin işinde neredeyse 10 gün sadece infoport ile çalıştık. Yapılan işin doğası gereği bence çok doğru bir ekipman seçimi yapılmıştı. Çünkü zaten 15 kişilik bir ekibe hizmet veriyorduk ve toplam dinleyici sayımız yedi idi. Ayrıca her gün başka bir şehirde ve başka bir ortamda çalışıyorduk. Bir gün bir fabrikada, ertesi gün borsada, bir gün ise bir toplantı salonunda çalışır halde bulduk kendimizi. Kullandığımız ekipmanın en olumlu özelliği mikrofonunun kulak arkasında ağız üzerine gelecek şekilde tasarlanmış olmasıydı. Böylece kafaya tam oturan bu mikrofonu elde tutmak gerekmediği için turlar sırasında elimizde notlarımızı ve terim listelerimizi de taşıyabildik.
Ben infoporta gün geçtikçe ısınan ve her zaman ardıla tercih edenlerdenim. Bence sözlü çeviri dünyasında kadir kıymeti görece az bilinen bir ekipman ancak mobilliğin artışıyla kullanım sıklığı da artabilir. Bu ekipmanın iki sakıncası var, havadan ses almak ve izole olmayan bir ortamda çalışmak. Ama bazen de çalışma şartları ve yapılan işin gerekleri yüzünden kullanmak kaçınılmaz oluyor. Bu turnede biz karışık teknik kullandık. İngilizce'den Türkçe'den doğru sunumları infoport ile anında çevirdik ancak Türkçe tanıtımları ve soruları İngilizce'ye doğru ardıl çevirdik. Katılımcılar bu yöntemden çok hoşnut kaldılar ve rahat ettiler.
Böyle ortamlar için işverenlere de çevirmenlere de infoport ile çalışmayı gönül rahatlığıyla önerebiliriz. Yeter ki, her akşam şarja takmayı unutmayın!